Wuhu! Excel kullandım. Gerçi tam olarak Excel’de denmez OpenOffice’in Calc’ı Miçrosoft’un Exceline denk geliyor işte. Herneyse. İlk defa ciddi ciddi ihtiyaç duydum ve kullandım.
Aslında olay şöyle gelişti. Hesap extrelerini tutmak için her zamanki gibi kağıtı kalemi aldım başladım yazmaya. Sonra aklımda, “yahu birileri bunun daha pratiğini mutlaka bulmuştur” şeklinde bir düşünce gelişince arama yapmaya başladım. Sonrası işte sağolsun değişmez motorumuz Google yardım etti ve bir şeylere ulaştım.
Herneyse uzatmayayım. Excel kullandım mutluyum. Aynı ertuğ gibi :)
Wien, vienna yani yeni gözdemiz. :) Evet, burada eğitim kesmedi. Birde yurt dışı deneyelim dedim.
Nedir bu Wien?
Bu ülkede istediğiniz bir mesleğe sahip olmanız için hayatınızın olmaması, hayatınızın olması için gelecekde istediğinizi olamamanız gibi saçma bir durum söz konusu. Ben yıllar önce lisenin ilk dönemlerinde Uçak Mühendisi olmak istedim, sonrasında bana sen sayısal okuyamazsın eşit-ağırlık’a geç dediler. Çaresiz kabul ettim ilk hayalim gitti. Yahu madem uçaklarla uğraşamayacağız bari değişik bir işimiz olsun, Uluslararası İlişkiler okuyayım dedim. Öss’ci amcalar dediler ki; “sen mat-2 yapmamışsın uluslararası ilişkiler falan olmaz sana…”. En nihayetinde onların istediği bi bölüme seve seve yerleştim.
E hani hayallerim? Yok hayallerin falan, oku işte dediler. İyi bakalım dedik denedik. Olmuyor ama işte, sen ekonomiyle ilgilenmezken seni İktisat’a yerleştirince olmuyor, sonrada dönüp “işe yaramaz” damgası yiyorsun. İyide ben mi istedim burayı? Ben mi geleyim dedim? Ülkeler trigonometriyle yönetilmiyorki, ben siyasi bir şeyler okumak istedim siz bana zorladınız trigonometriyi, integrali.. Ne işime?
Velhasıl sevgili gönül dostları istemediğin bir bölüm, şehir ve üniversitede 3 yılı boşa harcadıktan sonra bu fırsat elime geçti. En sevindiğim yönü ise artık okutmanın egoları yüzünden İngilizce’den kalmayacağım oldu.
Ekim 2009 itibari ile Viyana’da yepyeni bir hayata merhaba diyorum inşAllah. Meraklısına, orada ne okuyacağım diyorsanız İktisat ve Sosyal Ekonomi okuyacağım. Bölüme girdikten sonra Ekonomiyi sevdim. Ama ekonomiyi sevdim, bilgisayarlı muhasebeye geçmiş dünyada hala 4 sayfalık “manuel” muhasebe sınavı yapan bölümü sevemedim.
Bu yazıyı okuyan ÖSS adayı kardeşlerim, siz siz olun dersinizi çalışın büyük bir şehirde iyi bir üniversiteye gidin. Emin olun hayatınızın en güzel yıllarını böyle mahvediyorlar. Liseden tek farkı serbest kıyafet olan bir üniversiteye, akşam 6′dan sonra ekmek bulamayacağınız bir şehire ve bölüm birincisinin bile kpssye hazırlandığı bir bölüme yerleşmeyin. Pişman olursunuz. :) Buna tecrübe deniyor.
+ : Viyana Üniversitesi dünyanın en iyi 33. üniversitesi ve ne ezikliktirki bu listede Boğaziçi veya ODTÜ bulunmuyor.
Okuduğunuz için teşekkürler. Ich heissen Turel und liebe dich :)
Malum bilgisayar başında geçirilen vakit ve gittiğim her yerde bilgisayar ihtiyacımın doğmasıyla desktoptan laptopa transfer olmuştum. O zamanlar çok uçuk bir icat gibi görünen laptop bugün netbookların çıkmasıyla tarafımca desktop muamelesi görmeye başladı. Bir yanda ajanda kadar netbook diğer yanda kocaman 15.4 laptop. Ondandır ki bu aralar gözüm netbooklarda. Tabi Ertuğ’nun netbook almasıyla konunun herhangi bir bağlantısı yok! ***gibi bir şey***.
Netbook arayışları e-ticaret sitelerinde notebook bölümlerini ziyaret etmemi sağladı, o sayfaları ziyaret ettikçe ise 1.5 yaşında laptopumu 3-4 yaşında gibi görmeye başladım. Artık değiştirme vakti geldi sanırım. Bu aralar sadece notebook değil cep telefonumuda değiştirmeyi istiyorum. Merak edenlere: Toshiba A210-128 ve Nokia E51. Telefonun yerine ise 5800 Express Music modelini tercih edeceğim. Büyük ekran, müzik ve wifi.
Laptopta ise Vaio ve Toshiba arasında kaldım. Toshiba kullandıktan sonra daha düşük seviyede bir marka kullanmak istemediğim için Vaio veya Apple’dan başka alternatifim kalmıyor. Eh bu zamana kadarda Windows grubunun kölesi olarak yetiştirildiğimiz için ise geriye sadece Vaio kalıyor. Tam Vaio beğenmişken Toshiba’nın “no matter what” garantisini görünce kendimin ne kadar elindeki bir şey dikkat etmez ve özensiz kullanan biri olduğumu hatırladım ve bu sigortanın tam benlik olduğunu düşündüm.
Sonuç olarak iki markanın modelleri arasında gidip geliyorum. Bakalım kararım ne yönde olacak ama gönlüm bir Vaio kullanmak konusunda beni ikna etmeye çalışıyor.
Bugün bilet alırken alırken THY’nin yeni sitesinide inceleyim dedim. Eski hantal ve kod hatalarıyla dolu site gitmiş, Firefox’da bile düzgün çalışan bir site gelmiş. Üstelik Firefox üzerinden sorunsuz bir şekilde biletimi bile aldım. Tabi kimisi için önemli bir olay olmayabilir ama uzun süredir beni IE’ye mahkum ettiği için kızdığım THY’nin böyle bir şeyi gerçekleştirmesi benim için büyük bir olay :)
Az öncede bahsettiğim miles&smiles bölümünde dolaşırken mevcut millerimi incelediğimde haftasonu yapacağım uçuşla yurtiçinde herhangi bir noktaya ücretsiz gidiş-dönüş bilet hakkımın doğduğunu gördüm. Bu da sevindiğim ikinci olaydı. Ayrıca bilet işlemi tamamlandıktan sonra online olarak miles&smiles kartımla araba kiralamanın entegre edilmesi ise bambaşka tatlı bir olay. Onuda o şekilde aradan çıkardık. Bilginiz olsun AVIS, Yes National, Europecar,.. gibi büyük araç kiralama firmalarının 30 Nisan’a kadar THY ile uçan müşterilerine %25 indirim avantajı sunuyor. Birde Yes National online alımlarda kredi kartı ile ödeme yaptığınızda %20 indirim sağlıyor. İkisini birleştirsek ne güzel olurdu :)
Bu gece aslında gecikmiş bir planımı gerçekleştirdim. Normal insanların yılın başladığı gün ile yaptığı bu planı bendeniz tam 4 ay 12 gün gecikme ile tamamladım. Aferim bana dimi?
Pekde öyle plan yapıp bir şeyleri birebir takip etmeyen biri olarak uygulaması zorda görünse kız arkadaşımın da dediği gibi “kendimi silkmem” gerekti! Belki %100 olarak uygulayamabilirim ancak hedefsiz bir şekilde savrulup günden güne plan değiştirip daldan dala atlamaktansa bir plan dahilinde haraket etmek daha sağlıklı.
İtiraf etmeliyimki bu plan beni gerçekten motive. Tabi babamın deyimiyle “beni kaç gün götürecek” bilmesemde gittiği yere kadar götürmeyi planlıyorum.
Azimli fakat istikrarsız bir yapım var veya ben kendimi hiç tanımıyorum. Kimileri buna inat desede aklıma %100 oturan her şeyin peşinden gidiyorum ancak çok çabuk moral kaybeden bir yapım var. Bazen çok ufak bir şey bile başarıya götüren yoldan beni döndürmeye yetiyor.
Pek bir itiraf/biyografi/özlü sözler içeren bu yazımı bunları yazmayı planlayarak başlamadım aslında. Dürüst olmak gerekirse son zamanlarda nerdeyse hiç plan yapmıyorum veya planlarıma sadık kalamıyorum. Aylar önce yazdığım bu yazıyı gördüm bugün. 27 Ocak tarihli bu yazımda artık blogla daha sık ilgileneceğimi yazmışım ancak geçen zamanda somut bir gelişme yok.
Yıllar önce insanların yapması gereken şeyleri nasıl unutabildiğini, hatırlayamadığını gördükçe şaşırırdım. Yani birinin karşısındakinin adını unuttuğunu görmek, babamdan istediğim notları o akşam odasında unuttuğunu öğrenmek yada arkadaşımın getirmesi gereken şeyi hatırlamadığını bilmek… bunlar tamamiyle insanların “samimiyetsizliği” yani bana verdiği önem/değer ölçütü olarak gelirdi ancak bugün baktığımda bende yavaş yavaş böyle oluyorum. Yada dün gece film izlerken ekranın bir anda kararmasıyla yüzümü monitörde göründüğüm, filmle alakası olmayan o garip sinirli yüz ifademi… Kim bilir ne düşünüyordum. Kısaca demek istediğim şey yıllardır inanmak istemediğim o “yaşlanınca değişeceğim” olgusunu yaşıyorum. Oysa öğrendiğim kadarıyla insanın 7’si ve 70′i aynıydı. Belkide 7′mi geçtiğim, 70′ime ulaşmadığım için böyledir. Kim bilir. Birde o zaman bunu düşünmek lazım sanırım :)
Bir diğer yandan sanal dünyadan uzaklaşıp hayata uyum sağlamakda garip şey. Son zamanlarda değişik demografik özellikler taşıyan insanlarla tanışmak gibi bir durum içerisindeyim. Hepsi farklı dünyalar, hepsi farklı insanlar. Bunların beni bir yandanda geliştirdiğini düşünüyorum tabi. Yanlış mıyım ki? Mesela bugün itibariyle artık tanıdığım bir “dişçi” tanıdığım mevcut. Yani artık o önceden yaşadığım “dişçi fobisini” atabilir miyim acaba? Hani çay içmeye ziyarete gidiyorum, aylardır ertelediğim düşen dolgumu yaptırıyorum.
Aklıma ne geldi. Lisede kompozisyon dersleri vardı, hani bi konuda bir fikir yazdırılır hani şöyle imlalı, ana düşünceli, çıtı pıtı şeyler. Heh işte onlar yerine blog yazdırılsa nasıl olur acaba? Madem amaç öğrencilerin edebi yönünü geliştirmek ve onları tanımak, liselerde blog sahibi olmak zorunlu olsun, öğretmenlerde RSS’den takip etsin. Neyse vazgeçtim, süper eğitim sistemimizin öğrencilerimizi 3 saatlik bir at yarışına hazırladığını bir anlığınıda olsa unuttum. Aman öğrencilerimiz gelişmesinde gitsin lise önlerinde birbirlerini bıçaklasınlar. Gerisi önemli değil.
Önümüzdeki pazartesi değil, onun önündeki pazartesi İstanbul’da olacağım. Nasıl özledim, nasıl özledim, ah ah :) Üşenmeden, etmeden bu yazıyı buraya kadar okuduğun içinde teşekkür olarak “her şeyin gönlünce olmasını” diliyorum.
Tuesday, January 27, 2009
0 Yorum